Türkiye Cumhuriyeti

Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği

Büyükelçinin Mesajı

Türkiye-Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) Ortaklık Anlaşması’nın imzalanması vesilesiyle Ankara’da 1963 yılında yapılan törende dönemin AET Komisyon Başkanı Walter Hallstein’ın da vurguladığı gibi, Türkiye Avrupa’nın parçasıdır ve gerçekten de Türkiye’nin Avrupa ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri derin bir geçmişe, değişmeyen bir coğrafyaya, köklü kurumsal bağlara ve ortak çıkarlara dayanmaktadır.

 

AB’nin ortaklık kurduğu ilk ülkelerden biri olan Türkiye, 1996 yılında AB ile Gümrük Birliği tesis etmiş, 1999 yılında AB tarafından oybirliğiyle resmen aday ülke ilan edilmiş ve 2005 yılında da üyelik müzakerelerine başlamıştır. Siyasi bakımdan Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde AB, önemli bir teşvik edici güç olagelmiş, ekonomik ve ticari bakımdan da en önemli ortaklarından ve pazarlarından biri olmaya devam etmektedir. Ülkemize yönelik yabancı sermaye yatırımında ve teknoloji transferinde de AB ülkeleri en yüksek paya sahiptir.

 

AB’ye katılım sürecimiz, Cumhuriyetimizin ilanından sonraki en önemli ilerleme ve çağdaşlaşma projesidir. AB üyelik süreci, vatandaşlarımızın yaşam standartlarının her alanda yükseltilmesi, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve Türkiye’nin Avrupa ve dünyada hak ettiği yere ve ağırlığa ulaşması hedeflerimizle örtüşmektedir.

 

Tarih boyunca Avrupa’nın siyasi, ekonomik ve kültürel gelişiminde belirleyici bir yer edinmiş, güvenlikten ekonomiye, spordan kültür ve sanata pek çok alanda Avrupa’yla bütünleşmesini kurumsallaştırmış olan Türkiye, bundan sonra da Avrupa’da ve dünyada istikrar ve refahın güçlendirilmesine katkıda bulunmaya devam edecektir.

 

Bugün Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu düzensiz göç krizi, terörizm, ekonomik kriz, artan enerji gereksinimi, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, İslamafobi, yaşlanan nüfus ve uyum sorunu gibi sınamalara bakıldığında, Türkiye Avrupa’da ve ötesinde anahtar bir ülke olarak belirmektedir. Bu bakımdan, Türkiye-AB ilişkileri ve nihayetinde AB’ye tam üyelik, “kazan-kazan” temelinin ötesinde dünya için de bir kazanç anlamına gelecektir.

 

Nitekim, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Ekim 2015’te AB başkenti Brüksel’i ziyareti ile yeniden ivme kazandırılan süreçle birlikte gerçekleşen Türkiye-AB Zirveleri, terörle ve düzensiz göçle mücadele, vatandaşlarımıza vize serbestisi, ekonomi ve enerji gibi önemli alanlarda güçlü bir işbirliğinin önünü açmıştır. AB’nin terörle mücadelemize daha somut destek vermesinin sağlanması, Vize Serbestisi Diyalogunun tamamlanarak Schengen ülkelerine vizesiz seyahat hakkının Türk vatandaşlarına verilmesi, Gümrük Birliği’nin güncellenerek Türk ekonomisinin daha da güçlendirilmesi ve büyütülmesi ve AB ile üst düzey diyalogun artırılması önümüzdeki dönemin öncelikleri olarak belirmektedir.

 

Türkiye-AB ilişkileri çok boyutludur. Ancak ortaklığımızın ve işbirliğimizin temel amacı Türkiye’nin AB’ye üyeliğini gerçekleştirmektir. Her türlü engele rağmen katılım müzakereleri, Türkiye-AB ilişkilerinin temelidir. Türkiye, AB’ye üyelik perspektifini kaybetmeden bu ilişkiyi ve çalışmalarını kararlılıkla devam ettirecektir.

 

Diğer aday ülkelerle karşılaştırıldığı ve Türkiye’nin kendine özgü özellikleri düşünüldüğünde,  Türkiye’nin AB’ye üyeliği, hem AB, hem Türkiye açısından kolay olmamakla birlikte, tam üyelik koşullarını yerine getirmiş bir Türkiye’nin AB üyeliği mümkündür ve vazgeçilmezdir. Unutulmamalıdır ki, Türkiye için stratejik bir hedef olan AB üyeliği, tarihin, coğrafyanın, ekonominin, ortak çıkarların ve bölgemizde istikrarlı ve güvenli bir geleceğin gerekliliğidir.

 

Bu süreçte AB kurumları ve çalışmalarının ve Batı’daki bazı kaygı ve önyargıların iyi anlaşılması ve doğru değerlendirilmesi ve ülkemizin de AB kurum ve üye ülkelerine doğru anlatılması önem arzetmektedir. Bu bağlamda Avrupa Birliği İletişim Stratejimizin (ABİS) hem AB hem ülkemize yönelik olarak en geniş katılımla uygulanması büyük önem arzetmektedir. 

 

AB üyeliği uluslararası bir örgüte katılmanın ötesinde olup, halklar, şehirler, üniversiteler ve dernekler arasında bağlantıyı ve iletişimi gerektirmektedir. Türkiye’nin AB’ye katılım süreci sadece kamunun uhdesinde yer alan bir sorumluluk olarak görülmemelidir. Özel sektörden, sivil topluma ve yerel yönetimlerimizden üniversitelerimize kadar her kesimin bu sürece dâhil olması ve katkı sunması gerekmektedir.

 

Bu vesileyle, Brüksel’de AB Nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği olarak görevimizi yürütürken tüm kesimlerin ve vatandaşlarımızın bu önemli ilerleme sürecine dâhil olmalarını ve katkılarını dilediğimizi ve bizim de her türlü desteği sunmaya hazır olduğumuzu özellikle vurgulamak istiyor, en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

Faruk Kaymakcı

Büyükelçi

Daimi Temsilci